Yıl 1924.
Milli Savunma Bakanlığı silah alımı için ihale açmıştır. İki firma adına bir kişi, iki ayrı teklif verir.
Yani, ihaleyi hangi firma kazanırsa kazansın, kâr aynı kişinin cebine akacaktır.
Firmalar adına teklif veren kişi,
Atatürk’ün yakın silah arkadaşlarından
Kılıç Ali’nin eniştesi, Antep milletvekili Mithat Bey’den başkası değildi…
Milli Savunma Bakanı bu konudaki rahatsızlığını İsmet İnönü’ye bildirir.
Bu arada bu olayı Falih Rıfkı, köşe yazısına taşımış, yazıdan Atatürk okumuştur.
O akşam İnönü’yü çağırır, ihale konusundaki tavrını sorar.
İnönü’nün milletvekillerinin ticaretle uğraşmalarını yasaklayan bir kararname üstünde çalışmakta olduğunu söyleyince:
-Hayır bu olmaz! İnsan haklarına aykırı ve özgürlüğü kısıtlar.
Başka bir çözüm yolu bul!” Sonra ekler;
-Bu işin içinde Kılıç Ali’nin de parmağı olabilir mi?
-’Sanmıyorum Paşam, belki kullanılıyor olabilir!’ der.
Sorunu çözmek Atatürk’e kalır.
Savunma Bakanını ve Kılıç Ali’yi o akşam makamına davet eder.
Bir taksi çağrılır, giderlerken Falih Rıfkı Atay’ı da almayı ihmal etmezler.
Bu arada Atatürk, üstünde gideceği adres yazılı bir kağıdı şoföre uzatır, talimat verilmiştir.
Konuklar meyhaneye gittiklerini sanmaktadırlar.
Şoför bir evin önünde durur. Kılıç Ali gibi diğerleri de Mithat Bey’i de çağıracaklarını sanırlar ama Ata, ev sahibine seslenir:
-Karnımızı doyurmak için bir meyhaneye gidiyoruz, ama sen karnınızı doyururum, hatta rakı bile ikram ederim diyorsan bu akşam konuğun olabiliriz.
-’Şeref verirsiniz Paşam!’ dedikten sonra Atatürk’ün elinden tutar ve Paşa’yı evine buyur eder.
Çaresiz ötekiler de arabadan inerler ama en çok Kılıç Ali şaşkındır bu işe.
Bir çırpıda sofra hazırlanır; bir yandan yemek yenilirken içki servisi de başlar.
Sohbet bir süre havadan sudan konularla devam ederken Atatürk, Falih Rıfkı’ya:
-’Dünkü yazında bahsettiğin silah alımıyla ilgili kaygılarını anlıyorum.
Hiçbir milletvekili böyle alçak işlere tenezzül edemez, rahat ol sayın yazar, rahat ol!’ der…
Hiç kuşku yoktur ki ev sahibinin yüzü nar suyu ile yıkanmış gibidir, Kılıç Ali’nin de… Sonra Mithat Bey’e döner:
-’Sizin işler nasıl gidiyor sayın vekilim?’ deyince ev sahibi toparlar kendini.
-Elimdeki işleri dağıttım, sadece
iki silah temsilciliğiyle uğraşıyorum paşam.
-Hangileri onlar ve ne zamandan beri?
-Çekoslovakya silah temsilciliğini iki yıldır, Fransız silah temsilciliğini dört aydır Paşam.
Mavi gözlü dev adamın gözleri savunma bakanına döner:
-Orduya silah alım ihale ilanını kaç ay önce vermiştin sayın bakan?
-Dört ay önce efendim
Atatürk, köşe taşı gibi lâfı gediğine koymuştur.
Havayı değiştirmek için:
-’Hadi içelim arkadaşlar!’ der ama Kılıç Ali’nin kafasına sanki buz kalıbı düşmüştür.
Her ikisi de içki masasındaki bu amansız sözlü sınavında sınıfta kalmışlardır.
Kılıç Ali’nin sinirlerinden dişleri gıcırdamaktadır.
Bu arada Atatürk bir süre havadan sudan bahseder ve:
-’Haydi arkadaşlar, yarın mesai erken başlayacak, kalkalım!’ deyince Kılıç Ali, Atatürk’e
-’Efendim izin verirseniz ben biraz daha burada kalmak istiyorum!’ der.
-’Sen bilirsin Ali!’ yanıtını alır.
Misafirler gider gitmez Kılıç Ali Ata’nın neden buraya geldiğini, özellikle neden kendisinin çağrıldığını anlamıştır.
Öfkeyle:
-”Millet vekilliği listesine seni ben aldırttım.
Derhal istifa edeceksin, bizim tüccarlarla işimiz yok, olamaz…” der kapıyı çarpıp evi terk eder.
Ertesi gün Mithat Bey, elindeki istifa mektubuyla köşke çıkar ama Atatürk makamına kabul etmez.
Elindeki istifa dilekçesini bizzat sunamadığından yavere bırakarak çıkıp gider.
Hacıları- hocaları… meleleri-molları, avukatları-mühendisleri, doçentleri-profesörleri, hatta benzerlerini çok gördüğümüzden…Sizler adına derim ki:
Tanrım! Bize sarı Mustafa gibi bir ‘sarhoş’ daha gönder….
http://www.aydinyerel.com/%E2%80%98neka ... -bir-yazi/